Yunus Emre Kimdir?

Yunus Emre Karamanlıdır. Bir zamanlar havaların kurak gitmesi sonucu Karaman’da büyük bir kıtlık olur. Ailesi kalabalık olan (4 tane çocuk Yunus Emre, ailesini geçindirecek buğdayı bulmak üzere Hacı Veli’ye gitmeye karar verir. Yolda giderken, yabani ahlat toplayarak bunları şalvarının paçalarını bağlayıp içerisine doldurur. Ve Hacı Bektaşi Veli Dergâhı’na gider. Hacı Bektaşi Veli’den yabani ahlat karşılığında buğday ister. Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre’ye: “Buğday mı istersin,himmet, himmet mi?” diye sorar. Yunus Emre buğday ister. Hacı Bektaşi Veli aynı soruyu üç defa tekrar etmesine rağmen, Yunus Emre buğday istemekten vazgeçmez. Ve Hacı Bektaşi Veli’den aldığı buğdayları şalvarının içine doldurup evine geri döner.

Yunus Emre, evine geldiğinde karısına durumu anlatır. Karısı Yunus’a “-Buğday  tükenir, himmet tükenmez. Niçin himmet almadın? Git al.” der. Bunun üzerine Yunus Emre tekrar Hacı Bektaşi Veli’ye­ giderek, kendisine himmet etmesini rica eder. Hacı Bektaşi Veli “Bizden ­geçti, Emrem diyarına gideceksin, Tabduk Emre’yi bulacaksın, o sana himmet edecek.” der. Bunun üzerine Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli’nin yanından ayrılarak, bugün Kula’nın Emre köyünde bulunan Tabduk Emre’nin yanına gider.

Yunus Emre durumu Tabduk Emre’ye anlatır. Tabduk Emre de Yunus’a dergãhta odunculuk görevi verir. Yunus Emre kırk yedi yıl Emre’ye hizmet eder. Yunus Emre Tabduk ’un dergãh için verdiği odunculuk görevini büyük bir dikkat ve titizlikle yapar. Hiçbir zaman dergâha eğri odun getirmez. Tabduk bunu sorduğunda “-Dergàhtan içeri eğri girmez” diye Yunus cevap verir.

Emre Köyü’nün Çıngırak deresi mevkiinde yetişen söğüt meşesi denilen bir cins ağaç vardır. Bu ağacın dalları hep düzgündür…

BİR ÖYKÜ

          Bir gün Yunus Emre oduna gider. Fakat o gün odunu çok kestiğinden yanında getirdiği kıl örme, odunu sarmaya yetersiz gelir. Orada bulunan bir yılanı, kıl örme parçası sanarak, getirdiği kıl örmeye ekler odunları sardıktan sonra dergâha getirir. Odunu dergâha bıraktıktan sonra, Tabduk Emre’nin karısı Fatma Sultan, bunun örme değil,bir yılan olduğunu söyler. Emre köyünde, Tabduk Emre’nin Yunus Em­re’yi denemek için bu durumu. yarattığı söylenir.

EMRE KÖYÜNDE YUNUS EMRE İÇİN ANLATILAN RİVAYETLER

“Bir gün Tabduk Emre, talebelerine kırlardan çiçek toplamalarını söyler. Her talebe bir sürü çiçekle geri döner. Fakat Yunus Emre, hangi çiçeği koparmak üzere giderse, o çiçeği zikir ve tespih halinde gör­düğünden koparamaz. Yalnız çiçeklerden birisi zikirden geri kaldığından kendisini koparmasını, Yunus’a söyler. Yunus Emre de çiçeği koparıp Tabduk Emre’ye getirir. Başına gelen olayı da şeyhine anlatır. Şeyh, bu çiçek tecrübesiyle Yunus Emre’ye erdiğini anlatmak istemiş ise de Yunus yine bundan bir şey anlayamamış.”

” Yunus Emre, bir gün Avrupa’ya seyahate çıkar. Bu seyahat sıra­sında bir papazla imtihana girer. İmtihan şöyle olur: Ortaya içinde kaynayan su bulunan büyük bir kazan konur. Önce bu kaynayan kaza­nın içine Yunus Emre girer, kazanın kapağı kapatılır. Belirtilen sure sonunda Yunus Emre kazanın kapağını vurarak sağ olarak çıkar. Yu­nus’tan sonra Papaz kaynayan kazana girer ve aynı şekilde kazanın ka­pağı kapatılır. Saatlerce bekledikleri halde kazanın kapağı vurulmaz. Ve nihayet kapağı açmaya mecbur kalırlar. Papaz ölü olarak kazandan çıkartılır.”

“Yunus Emre 40 yıl Hocası Tabduk Emre’ye hizmet ediyor. Himmet edilmediğini görüp kızarak hocasının yanından ayrılıyor.Yolda gider­ken iki dervişe rastlıyor. Onlarla beraber yola devam ediyor. Yolda ka­rınları acıktığı bir sırada, dervişlerin yaptığı bir dua üzerine, önlerine birer kap yemek geliyor. İkinci defa karınları acıktığında, dervişler, Yu­nus Emre’ye yemekleri tedarik etmesini söylüyorlar. Yunus Emre ye­mek tedarik edemeyeceğinden, erenlerin yanında mahcup olacağından çekiniyor. Ve Allah’a: “-Beni bunların yanında mahcup etme, bunlar ki­min yüzü hürmetine dua ettiler ye niyet ettilerse, benimkini de onların­kinin yüzü hürmetine ver.” diye yalvarıyor. Yunus’un bu duası üzerine hepsinin önüne ikişer kap yemek geliyor. Dervişler, Yunus Emre’ye kimin yüzü hürmetine dua ettiğini soru­yorlar. Yunus Emre: “-Önce siz, kimin için niyet ettiğinizi söyleyiniz ondan sonra ben söyleyeyim.” diyor. Dervişler, “-Biz şu meşhur Yunus Em­re için dua ettik ve onun yüzü hürmetine niyetlendik.” diyorlar. Yunus da: “-Ben de siz kimin için niyet ettinizse o niyete dua etmiştim.” diyor. Ve bu olay sonucunda hata ettiğini, himmete kavuştuğunu anlayarak Emre köyündeki şeyhi Tabduk Emre’nin yanına geri dönüyor. Tabduk ’un karısı Fatma Sultan’a giderek, kendisinin affettirilmesini rica ediyor. O da: “-Sen sabahleyin kapının eşiğinde yat, biz şeyh ile gelirken, asası sana deyince, o bana sorar, bu kim.” der, ben de: “-Yunus derim. Eğer o hangi Yunus derse hemen buradan uzaklaş. Yok eğer bi­zim Yunus mu derse, hem seni affettiğini hem de mertebeye ulaştığını anla.” diyor. Yunus Emre Fatma Sultanın dediklerini yapıyor, Tabduk Emre, bizim Yunus mu deyince, Yunus Emre Şeyhin ayaklarına kapa­narak affını diliyor.

Tabduk Emre, bir gün Yunus’a aşk şarabı sunarak; “-Yunus, bunu insan ayağı değmeyecek bir yere koy” der. Bunun üzerine Yunus Emre ne yapacağını düşünür. Günlerce dağları taşları her yeri dolaşır, fakat insan ayağı değmeyecek bir yer bulamaz. Sonunda bu yerin kendi mi­desi olacağını düşünerek dizi üzerine çöker, aşk şarabını içer ve içer iç­mez de mest olur. Sonunda ilhama kapılarak şiirler söylemeye başlar. Bu olay sonunda şu şiiri söylediği Emre köyünde dilden dile rivayet edilir.

Adım adım ileri

Üç beş adım içeri

On sekiz bin alemi

Gördüm bir dağ içinde

YUNUS EMRE MEZARININ TÜRBE DIŞINDA OLMASI ÜZERİNE YÖREDEKİ RİVAYETLER

Tabduk Emre, ölmeden önce müritlerine, Yunus’un mezarının tür­be kapısı önüne yapılmasını vasiyet ediyor.Emre köyü halkı, bununla kendisini ziyarete gelenler, ilk defa Yunus’u ziyaret etsinler, o benden ziyade buna lãyıktır,” demek istediğini anlatmak istemiştir, diyor­lar. Ve bunun için Yunus’un mezarının türbe dışına yapıldığı söyleni­yor.

Bu konuda çevrede söylenen bir başka rivayet de şöyledir:

Yunus Emre, şeyhine yıllarca hizmet etmiş, ona bağlı, sadık bir mürit olarak kalmıştır. Hayatta en çok sevdiği şeyhine karşı gösterdiği hürmeti, fani alemde de göstermek, bu saygıyı ebediyete kadar devam ettirmek için, Yunus Emre türbenin içerisine girmemiş ve mezarının şeyhinin türbesinin önünde yapılmasını vasiyet etmiş.. ((Şeyhimi her ziyarete gelen, benim bağrıma basarak türbeye girsin. Şeyhimin yanın­da ben bir hiçtim. Fani alemde de yine onun yanında bir hiç, bir kul olarak kalmak isterim” demiş. Bu sebeplerden dolayı Tabduk Emre için büyük ve güzel bir türbe yapıldığı halde Yunus Emre için ayrı bir tür­be yapılmamış, Yunus Emre’nin mezarı kapı eşiğine yapılmıştır.

Koyun yatayım şeyh eşiğinde

Dönmezdim şeyhimden, ne döneyim

Hak bir mürşit verdi bana

Kapısında öl dediler

Hakkı kaçan bulasın

Hakka kul olmayınca

Erenler eşiğine

Yaslanıp yatmayınca

Yunus Emre Mezar Taşı

Yunus Emre’nin mezarı, Türbenin kapısı önündedir. Mezarın üzeri açıktır. Yunus Emre’ nin mezar taşında, küçük bir balta resmi bulun­maktadır ki, bu Yunus Emre’nin dergãha yıllarca odun taşıdığını sembolize eder.

Türbenin ortasında Yunus Emre’nin hocası olan Tabduk Emre’nin mezarı bulunur. Bunun yanında Tabduk Emre’nin eşi Fatma Sultan, kızı Fulya Hanım, torunu ve diğer aile efradına ait l0 mezar daha vardır. Mezar taşlarında yazılı bir kitabeye rastlanılmamasına rağmen, çevre halkı tarafından uzun yıllardır anlatılan rivayetler ve bir takım belgelerden, Yunus Emre ve hocası Tabduk Emre’nin burada yattıkları sanılmaktadır.

Yunus gibiler ölümlerinden sonra takdirleri artan ve sevildikleri için bir çok yer tarafından sahiplenilen şahsiyetlerdir.Onun içindir ki adlarına bir çok yerde sevenler tarafından mezar ve türbeler yapılmıştır.Diğer taraftan Yunus’u ve söyleyişlerini anlamayanlar tarafından bu değerli insan yerilmiş  ve eserinin bir kısmı yırtılmış sulara atılmıştır.

Yunus geleceğin kendisi ve görüşleri hakkında ne gibi tefsirlere yol açacağını bilmiş ve :

Derviş Yunus bu sözü

Eğri büğrü söyleme

Seni sigaya çeken

Bir molla Kasım gelir

Diye yazmış nitekim Molla Kasım gelmiş Yunus’umuzun eserini eline geçirmiş bir nehir kenarında oturmuş ve düşünüş ve görüşlerini aykırı bulduğu bir kısım parçaları yırtıp nehre atmıştır.Molla yukarıda yazdığımız beyiti kapsayan parçayı görünce şaşırmış kalanları yırtmamış işte bugün elimizde Yunus’tan kalan şiirler bunlardır.

Eski bir köy olan Emre’de hamam ve medrese enkazlarıyla, eski çeşmeler bulunur. Roma ve Bizans devirlerinde yerleşim yeri olduğu sanılan Emre Köyüne, Türkmen Yörükleri Malazgirt savaşından sonra gelip yerleşmişlerdir.

YUNUS EMRE VE HOCASI TABDUK EMRE:

Yunus Emre’nin bir zamanlar Anadolu’nun bir çok yerinde yattığı söylendi.Bir zamanlar Yunus’un Bolu köylüklerinden olduğu,daha sonra Sandıklı da yattığı ileri sürüldü.Erzurum Bursa Aksaray Karaman için sahifeler dolusu yazılar yazıldı.Ama Hocası Tabduk Emre hakkında ve onun yattığı yer olan Kula’nın Emre köyü hakkında görüşler dile getirilmedi.Bu durum acaba neden göz ardı edildi.Yunus Emre’nin Tabduk Emre’ye öğrencilik ettiği su götürmez bir gerçek;

Koyun yatayım Şeyh eşiğinde

Dönmedim Şeyhimden ne döneyim

Yunus Emre

Ve dizeleri ile şeyhinden ayrılmak istemeyen Yunus’u kula’dan başka yerlerde aramaya yer var mı acaba? Tabii ki yok.Yunus Emre’nin mezarı tıpkı Tabduk Emre’nin mezarının Kula’da olduğu gibi o da Emre köyündedir.

Bunu açıklayan bir çok belge son yıllarda ortaya çıkmış Macit ARAY’ın Yunus Emre kitabında sunduğu belgeler Yunus Emre’nin Kula’da olduğu gerçeğini gözler önüne sermiştir.kaldı ki Tabduk Emre Saruhan lı Beyliğinin ADALA Kazasında kendi adıyla anılan EMRE Köyünde yerleşerek tarikatını sürdürdüğü Yunus Emre’nin muhtemelen doğumundan 20-22 yıl sonra öğrenci olarak EMRE’YE geldiği bir gerçektir.

Tabduk ’un Yunus’a sen artık yetiştin istediğin yere gidebilirsin icazetini veriyorum.deyip icazetnamesini eline tutuşturduğunda Yunus kağıdı ağzında geveleyip yutmuş ve veciz sözü söylemiştir.

“Bu kağıt parçası için mi beni gül yüzünden mahrum etmek istiyorsun ” dediği ve şeyhinden ayrılmak istemediği divanındaki şiirlerinden anlaşılmaktadır.Böyle söyleyen Yunus Emre’nin şeyhinden başka bir yere gömülmesi düşünülebilir mi ?

Emre Köyü Kula’nın Gökçeören Bucağına bağlı Kula’ya 20 km uzaklıkta Ankara-İzmir karayolunun l0 km içerisindedir. Emre köyünün eski bir yerleşim alanı olduğu çeşme ve caminin ki­tabesinden anlaşılmaktadır. Köyde bulunan iki hamam enkazı ile bir de medrese temelinin varlığı buranın eski devirlerde önemli kültür mer­kezlerinden biri olduğunu gösterir.